İlk Yerleşimciler
  
Slavlar 6. yüzyılda Doğu Avrupa'dan gelmiş ve büyük nehirler boyunca birbirinden uzak köyler kurmuşlardır. 8. yüzyılda, burada ticari amaçla kehribar, kürk, ve beyaz köle taşıyan Vikinglerle (Varangyanlar) temasa geçmişlerdir.
 

   Kiev Dönemi
  
Viking şefi Rurik'in bölgede güç kazanmasıyla Slav halkları arasındaki iç savaşta sona ermiştir. Rusik Novgorod'a yerleşmiş, ancak varisi Oleg Kiev'i alarak başkenti yapmıştır. 988'de Rurik'in soyundan gelen Prens I. Vladimir vaftiz olarak Ortodoks kilisesine bağlanmış ve Bizans imparatorunun kız kardeşiyle evlenmiştir. Vladimir'in din değiştirmesi, 20. yüzyılda Ortadoks bir ülke olarak varlığını sürdüren Rusya'nın geleceğini derinden etkilemiştir.


   Moğol İstilası
  
12. yüzyıla gelindiğinde Kiev'in gücü kuzeydeki güçlü Rus prenslikleri tarafından tehdit edilmeye başlamıştır. Moskova'da bulunan ahşap kale (kremlin) bu prensliklerden biri olan Rostov-Suzdal'dan kalmıştır. Sonuçta Moğollar 1237'de bölgeyi işgal edince, parçalanan Slavlar Batu Han'ın düzenli birliklerinin kurbanı olmuştur. İ. yönetimleri kendilerine bırakılsa da, Rus prenslikleri 240 yıl boyunca Moğol hanlarına her yıl yüksek vergiler ödemek zorunda kalmışlardır.


   Moskova'nın Yükselişi
  
14. yüzyılda Moğollar işgal ettikleri prensliklerden vergi toplanması için, Moskova'yı komşularından daha güçlü konuma getirerek "Kalita" yani "para kesesi" lakaplı, iktidara susamış Prens I. İvan'ı (1325-40) başa geçirdiler. İvan, komşusu Tver Prensi'nin başlattığı ayaklanmayı bastırarak dalkavukluğunu çoktan ortaya koymuştu. Ama Moğollar kendi kazdıkları kuyuya kendileri düşeceklerdi: Cömertlikleri sayesinde Moskova gelişmiş  ve onların gücü karşısında gerçek bir tehlike oluşturmaya başlamıştı. 50 yıl içinde pek çok Slav prensliğinin Moskova Prensi Dimitri Donskoy (1359-89) önderliğinde kurduğu ordu, Moğollara karşı ilk zaferini kazanmış ve böylece Rus ulusu fikri doğmuştur.

   Moskova'nın Kuzey Buz Denizi'nden Urallar'a kadar uzanan bir krallığı yönettiği "Büyük" III. İvan (1462-1505) döneminde Moğollar tamamen alt edilmiştir. İva İstanbul 1453'te Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedildiğinde şehirden kaçan son Bizans imparatorunun yeğeniyle evlenmiş ve böylece Moskova'nın itibarı ve gerçek Ortodoksluğun son savunucusu olduğu iddiası daha da güçlenmiştir. İvan ayrıca muazzam bir inşa programı başlatarak şehrin statüsünü yükseltmeye yönelmiştir. Bunun için, bugünkü Kremlin surlarını inşa eden İtalyanlar da dahil olmak üzere, yabancı mimarları ülkeye davet etme geleneğini başlatmıştır.
 

   Korkunç İvan

   Büyük İvan'ın torunu, "Korkunç" lakaplı IV. İvan (1533-84) kendini Moskova Prensliği'nden Tüm Rusya'nın Çarlığına yükseltmiştir. Onun döneminden Rusya, Urallar'ın ötesine, Sibirya'ya kadar genişlemiş ve İngiltere'yle güçlü ticaret bağları kurulmuştur. Kırım Moğollarının 1571'e kadar Rus başkentine aralıklı saldırılar düzenlemesi nedeniyle şehir surları takviye edilmiştir.

   Faka güçlü olsa da İvan'ın korkunç bir parayonası vardı. Çok sevdiği karısı Anastasya'nın ölümünden sonra onun boyarlarca zehirlendiğine kannat getiren İvan, Rusya'nın ilk polis örgütünü kurmuştur. Opriçnina adı verilen bu siyah kukuletalı uğursuz polis ajanları, çarın sözde düşmanlarının ezmek için kimi köyleri topluca katletmişlerdir.

   İvan ayrıca hem aristokratlara hem de köylülere bazı sınırlamalar getirmiş, ülkede gerilemenin başlamasına yol açarak otokratik gelenekler getirmiştir; ama asıl mirası, bir parayona nöbetinde kendisi gibi İvan adını taşıyan tek oğlunu öldürerek Varangyan hanedanına son vermesi olmuştur.
 

   Karışıklılık Dönemi
  
Bu dönemde köylü ayaklanmaları ve taht üzerinde hak iddia edenlerin yönetime el koyma girişimleri toplumsal ve ekonomik düzeni altüst etmiştir. On dört yıl boyunca tahtta İvan'ın özürlü oğlu Fyodor (1584-98) vardı, ama ipler nefret edilen bir opriçnik olan Boris Godunox'un elindeydi. Fyodor ardında bir varis bırakmadan ölünce Godudov Kremlin'e yerleşmiş, kısa bir süre sonra başka bir iktidar talibinin hedefi olmuştur. Korkunç İvan'ın ölen en küçük oğlu Dimitri olduğu iddiasındaki bu talip, 1604'te Polonya'nın desteğindeki 4000 kişilik bir orduyla Moskova'ya yürümüştür. Gudunov'un 1605'teki ölümüyle tahta çıkmış, ama kısa zamanda öfkelendirdiği Moskova boyları onu öldürtüp yerine kendilerinden bir sahtekarı, Vasili Şuyski'yi tahta çıkarmışlardır. 1607'de bir ikinci "Düzmece Dimitri" ortaya çıkınca Şuyski yeni bir Polonya müdahalesi için İsveç'e sığınmıştır. Polonyalılar 1610'da şehre ulaşmış, fakat boyarlar Şuyski'i tahtan indirmişlerdir. Kuzeyde İsveçliler, bu karışıklıktan yararlanıp Novgorod'u işgal etmişlerdir. Ruslar, Prens Pojarski ve minin önderliğinde güçlerini birleştirerek işgalci Polonyalıları kovmuşlar, Kremlin 1612'de kuşatmadan kurtulmuştur.
 

   İlk Romanovlar
  
Bu anarşi dönemine son vermeye karar veren Moskova ileri gelenleri, bir araya gelerek İvan'ın ilk karısı Anastasya'nın büyük yeğeni olan 16 yaşındaki Mihail Romanov'u çarlığın varisi tayin etmişler, böylece 300 yıl sürecek Romanov dönemi başlamıştır. Babası Moskova patriği Filaret ile birlikte ülkeyi yöneten Mihail'in (1613-45) önderliğinde, Rusya karışıklık dönemindeki siyasi bunalımlardan kurtulmuştur. Mihail'den sonra tahta oğlu Aleksey (1645-76) geçmiştir. Akıllı ve dindar biri olan Aleksey devleti modernleştirmeye çalışmıştır. Aleksey, Patrik Nikon'un Rus Ortadoks Kilisesi'nde önemli bir mehzep bölünmesine yol açan reformlarını desteklemiştir. Dış ticaretin gelişmesi, eğitimin ve Batı Avrupa kültürünün Rusya'da yaygunlaşması için girişimlerde bulunmuştur. Aleksey, Nikon'un kilise dışı yöneticilerden daha güçlü olduğu ikili bir iktidar sistemi kurmasını engellemiştir.
 

   Ortaçağ Moskovası
  
Moskova 400 yılda, 1156'da inşa edilen ahşap bir kaleden (kremlin), "dışarıdan Kudüs gibi ışıldayan ama içi Beytlehem gibi olan" gelişmiş bir başkente dönüşmüştür. Dairesel duvarları, merkezi Kremlin olan bir dizi semti içine alıyordu. Ahşap duvarları 1367'de şehri Moğol saldırılarından korumak için kireçtaşıyla, 1485'de ise masif tuğla örgülü duvarlarla yenilenmiştir. Kagir katedralleri, 1453'te İstanbul'un Türkler tarafından fetih edilmesinin ardından "Üçüncü Roma" olmaya aday Moskova'nın gurur kaynağıydı. İnfazlardan fuarlara pek çok olaya sahne olan Kızıl Meydan Kremlin'in bitişiğindeydi. Şehrin geri kalanı boyar, tacir, uşak, seyyar satıcı ve zanaatkarları barındırıyordu.
 

   Büyük Petro

   Aleksey'in oğlu "Büyük lakaplı I. Petro'nun sıra dışı dönemi, ülkeyi yeniden diriltmiştir. Reform atmosferinde büyüyen Petro, Rusya'yı modern bir Avrupa devleti yapmaya kararlıydı. 1687'de yurtdışına çıkan ilk Çar olmuştur, amacı gemi yapımı ve Avrupa'daki diğer teknolojileri öğrenmekti. Dönüşünde hemen bir Rus donanması yapımına girişmiş, orduda reformlar yapmış ve askerlerinin Batı tarzında giyinmesini sağlamıştır. Petro 1709'da Poltava'da, bir asırdır Rusya'nın başına bela olan İsveçlilere karşı büyük zafer kazanmış, böylece Avrupa'ya ülkesinin artan gücünü göstermiştir.

   Petro, Moskova üzerinde iki yönlü bir etki yaratmıştır. On yaşındayken yakınlarının Streltsi İsyan'nda Kremlin'de öldürüşüne tanık olmuştu. Bu ayaklanma, annesinin ailesi Narişkinlerle babasının ilk karısının ailesi olan Miloslavskiler arasındaki taht kavgası yüzünden çıkmıştı. Sonuç olarak Petro, üvey kardeşi İvan'la birlikte çar oldu, ancak bu onda Moskova'ya karşı bir güvensizlik oluşturmuştu. Hep beklediği öcünü, 16 yıl sonra bini aşkın streltsiyi zalimce katlederek almıştır. Petro ayrıca kuzeydeki bataklık Neva bölgesinde yeni bir şehir inşa ettirip çarlık ailesiyle hükümet makamının buraya taşımasını sağlamıştır. 1712'de soğuk ve rutubetli Petersburg'u Rusya'nın başkenti ilan etmiş, sonraki 200 yıl boyunca Moskova ülkenin ikinci büyük şehri olmuştur.
 

   Çariçeler Dönemi
  
Büyük Petro'nun 1725'teki ölümünden sonra, 18. yüzyıllın büyük kısmında Rusya'yı kadınlar yönetmiştir. I. Katerina, Anna, Elizabeth, II. Katerina. Meryemana'nın Göğe Çıkışı Katedralinde taç giydikleri halde çoğu, daha Avrupai Petersburg'da yaşamıştır. Ama Petro'nun huysuz, eğlenceye düşkün kızı Elizabeth dönem dönem Moskova'da yaşamıştır. Petro döneminde, Petersburg dışında inşaatlar yasaklanmıştı. Ama Elizabeth döneminde, özellikle de burada yaşamayı tercih eden kimi önde gelen Rus aileleri sayesinde, Moskova'da bir çok yeni bina yapmıştır.

   Elizabeth Moskova'da, ülkenin 18. yüzyıl bilim ve Rönesans adamı, şair ve akedemisyen Mihail Lomonosov'un önderliğinde Moskova'nın ilk üniversitesini kurdurmuştur. Ancak Moskova başkenti etkisi altına alan Batılılaşmadan etkilenmemiş, böylece Rus ruhunu ve kimliğini daha çok koruyabilmiştir.
 

   Büyük Katerina
  
1762'de "Büyük" lakablı Alman prensesi II. Katerina, aşığı ve muhafız subayı Grigori Orlov'un da yardımıyla iktidarı iradesiz kocası III. Petro'dan almıştır. Bu zeki ve enerjik kadının önderliğinde, itibarı bir kez daha yükselen ülke, Türkiye ile eski hısımı Polonya'dan topraklar kazanmıştır. Katerina, Avrupa sanat yapıtlarından oluşan büyük bir koleksiyonlar ve başta Voltaire'in kütüphanesi olmak üzere kitaplar satın almış, ülkenin yasal sistemindeki reformların temelini oluşturacak olan Nakaz!ı (Çarlık talimatnamesi) yayımlatmıştır. Ama Moskova'yı içe ve geriye dönük gören bu modern Avrupa kraliçesi şehirde pek az zaman geçirmiştir.
 

   19. Yüzyıl Moskovası
  
1812'deki Napolyon işgali ve Moskova'nın buna karşı gösterdiği kahramanlık şehre yeniden güç kazandırmıştır. Aleksndr Herzen'e göre "Napolyon Moskova'yı tekrar Rus halkının 'başkenti' haline getirmiştir"; gerçektende yangında şehrin üçte ikisinin yerle bir olması cesur bir imar planının ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Ayrıca, Avrupa'dan beraberlerinde liberal fikirlerin tohumlarını da getiren askerlerle Napolyon savaşları, Rus siyasi tarihinde bir dönüm noktası oluşturmuştur. Demir yumruklu Çar I. Nikola'nın makamından uzaktaki Moskova, Herzen ve Dekabristler gibi ilk devrimcilerin tartışmalarına verimli bir ortam sağlamıştır. Ne var ki, şehir halkının büyük çoğunluğu, mali kaynağı serflik sistemi olan rahat ve tutucu bir kozaya kapanmıştı. Ancak 1861'de Serflerin Özgürleşme'yle birlikte çoğu soylunun ekonomik gücü de ciddi bir biçimde zayıflamıştır. Kendi topraklarını satın alamayacak denli yoksul olan özgür serfler, ticaret ve sanayi girişimcilerinin fabrikalarında çalışmak üzere buralara akın etmişlerdir. İmparatorluğun eski merkezi Moskova'da ticaret, tekstil, demiryolu, bankacılık ve yayımcılıktan büyük servetler kazanıp Rus sanatında yeni bir Rönesansı finanse bu girişimciler, aristokratların konumunu ele geçirmişlerdir.
 

   İmparatorluğun Sonu
  
1890'larda sanayileşmede büyük adımlar atılmışsa da, 20. yüzyılın dönemecinde Rusya korkunç bir çöküşle karşı karşıya kalmıştır. II. Nikola'nın Japonya'yla yaptığı taktik savaşının geri tepmesi ekonomik kargaşaya ve işçi sınıfının daha da yoksullaşmasına sebep olmuş ve bu dönem 1905 Devrimi'yle noktalanmıştır. Halk 9 Ocak 1905'te Petersburg'da bir gösteri yaparak şikayetlerini çara iletmek istemişse de, aldığı cevap sadece mermiler olmuştur. Bu "Kanlı Pazar"ın haberi hızla yayılmış ve tüm ülkede grevler patlak vermiştir. Nikola bir felaketi önlemek için temel sivil haklar ve seçilmiş bir parlamento için söz vermek zorunda kalmıştı; ne var ki, işine gelmediğinde parlamentoyu feshedecekti. Bu keyfi tutum ve çarlık ailesinin "kutsal insan" Rasputin ile kurduğu dostluk Romanovların itibarını yitirmesine yol açmıştır.

   Patlak veren I. Dünya Savaşı'nın estirdiği vatanseverlik rüzgarını kullanmak isteyen deneyimsiz Nikola, birlikleri kişisel kumandası altında toplamış, ancak 1916'nın sonuna doğru Rusya 2.5 milyon kayıp vermiştir. Cephede moral çok düşmüş ve ülkede yiyecek stokları iyice azalmıştı.
 

   Devrim, İç Savaş ve SSCB

Bolşevik Devrimcisi Lenin

   1917'nin başında Petersburg'da grevler başlamıştır. Halk sokağa dökülmüş, hapishaneler basılmış ve böylece Şubat Devrimi ateşlenmiştir. Çar tahttan çekilmeye zorlanmış ve ailesi ev hapsine alınmıştır. Sürgündeki devrimciler, ülkeye akın ederek işçi ve asker Sovyetlerini kurmuşlardır. Seçilmemiş geçici hükümetin alternatifi olarak işçiler tarafından seçilen devrimciler, güçlü bir savaş karşıtı lobi oluşturmuşlardır. Ekim'de Lenin'in kışkırttığı Bolşevik liderler, "Tüm iktidar Sovyetlere" ve "Barış, ekmek, toprak" sloganlarıyla silahlı bir ayaklanma kararı alarak 26 Ekim'in erken saatlerinde Petersburg Kış Sarayı'ndaki geçici hükümeti üyelerini tutuklamışlardır.

   Mart 1918'de imzalanan Brest-Litovsk Antlaşması'yla Sovyet Rusya büyük ödünler vermek pahasına da olsa I. Dünya Savaşı'ndan çekilmiştir. Başkent yeniden Moskova'ya taşınmış, Lenin ve hükümeti, "Beyazlar" olarak anılan devrim karşıtı grupların oluşturduğu ihtilaf koalisyonuna karşı "Kızıl" orduyu buradan yönetmeye başlamışlardır. İç savaşın ardından, savaşın yol açtığı ağır sorunların üstesinden gelebilmek, ekonomik ve toplumsal alanlarda hızlı bir dönüşümü gerçekleştirmek için "Savaş Komünizmi" olarak bilinen bir politika yürürlüğe konmuştur. Ancak sanayi ve tarımı çökertme noktasına getiren bu politika köylüler ve işçiler arasında hoşnutsuzluğa yol açınca "stratejik bir geri adım" olarak nitelendirilen, Yeni Ekonomi Politikası (NEP) uygulamaya konmuştur. 

 

Josef Stalin

   1924'te Lenin'in ölümünden sonra sanayileşme ve tarımın zorla kollektivize edilmesi programı izleyen Josef Stalin yerini aldı. Bu dönemin ayırt edici özellikleri arasında açlık ve kitlelerin tasfiye edilmesi vardır. 1941'de, 1939'da Hitler'le bir barış imzalanmış olmasına rağmen Rusya Nazi Almanya'sı tarafından işgal edildi ve bu da Rusları savaşa itti. Napolyon'unkiler gibi, Hitler'in orduları da Rusların büyük kayıplar vermesi pahasına (yaklaşık 20 milyon olarak tahmin edilmektedir) da olsa saf dışı edildi ve Sovyet askerleri Berlin'e girdi. 1950'lerin başındaki büyük yeniden yapılanma çabalarıyla savaşın yol açtığı zararların büyük çoğunluğu telafi edilmiştir.

  

   Bu süre içinde SSCB ilk atom bombasını 1949'da patlatarak dünyanın ikinci nükleer gücü olmuş ve Doğu Avrupa'da komünist kontrolündeki hükümetlerin tampon bölge oluşturmasına destek olmuştur. Rejimlerin ara sıra vaki olan istikrarsızlıkları SSCB'yi iki kere askeriNikita Krushchev müdahaleye sevk etmiştir: 1956'da Macaristan ve 1968'de Çekoslovakya. Küba Krizinde Sovyet Füze menziliDış politikayı ise ABD ile olan ve "Soğuk Savaş"ın sınırsız düşmanlığının damgasını vurduğu ilişkiler belirler. Her iki taraf da 1962 Küba kriziyle nükleer savaşın eşiğine gelmişlerdir. O sıralarda Sovyetler Birliği, Stalin'in haleflerinden, 1956'da Stalin'in zulmünü göstererek Komünist Parti'yi şok eden Nikita Krushchev'in elindeydi. Krushchev döneminde olumsuz Çin'le dünya komünist hareket birliğini kıran olumsuz münasebetler gerçekleşmiş ve o dönemden beri iki ülke arasında sürekli anlaşmazlık devam etmiştir. 1964'te Krushchev'in yönetimden ayrılmasıyla 1982'ye kadar devlet Leonid Brejnev tarafından yönetilmiştir. Geçmişe baktığımızda Brejnev dönemi, ülke içinde atalet ve durgunlukla beraber uluslararası ilişkiler bazında istikrar ve rahatlama (her ne kadar Afganistan'a asker gönderdiyse de) dönemi olarak görülebilir.

  

   Sovyetler Birliği'nin sonuncu Komünist Parti Genel Sekreteri Mihail Gorbaçev 3 yıllık bir genel sekreterlik fetret döneminden sonra 1985 Martı'nda başa geçmiştir. Gorbaçev sadece toplumsal, siyasi ve ekonomik reformlar ile nükleer silahların kontrolü konusunda değil, bölgesel politikalar ve Üçüncü Dünya ülkeleriyle olan münasebetler konusunda da dışarıya karşı toptan diplomatik hücuma geçmiştir. Gorbaçev'in ilk başarılarından biri Aralık 1987'de imzalanan ve süper güçlerin silahlanmasını büyük ölçüde azaltan Ara Nükleer Güçler anlaşması olmuştur. Diğeri ise, son Rus güçlerinin Afganistan'dan on yıllık bir savaştan sonra ayrıldığı sırada, 1989'un başında, Amerika'yla olan eski bir anlaşmazlığın halledilmesidir. İçeride Gorbaçev'in programı perestroyka (yeniden yapılanma) ve glasnost (açıklık) gibi slogan kavramlar üzerine odaklanmıştı. Glasnost politikasının temelinde, daha önce halktan gizlenen yönetim hatalarına ve siyasi yanlışlıklara dikkat çekme konusunda önemli rol oynayan medyanın liberalleşmesi vardı. Gorbaçev başa geçtiği zaman "uluslar problemi"nin -Sovyetler Birliği'ndeki 100'den fazla değişik etnik gruba işaret eder- ulusun karşı karşıya kaldığı en büyük problem olduğunu açıklamıştır. Ülkenin toplumsal ve politik hayatı üzerinde sıkı denetim kurulmasının, tepkileri -özellikle Trans-Kafkasya ve Orta Asya'da- gün yüzüne çıkaracağı konusundaki iddiaları doğru çıkmıştır. Ekonominin korkunç durumu açığa çıkınca, uluslararası arenada, 1990 Kuveyt krizinde tepkisiz kalması (uysal bir şekilde ABD'ye tabi olmuştur) ve Almanya'nın tekrar birleşmesine direnç göstermemesinde de görüldüğü gibi sadece basit bir oyuncu olarak durdu. Gorbaçev, cumhuriyetlerdeki artan bağımsızlık isteğine rağmen son tavrını SSCB'nin dağılışına karşı gösterdi. Baltık cumhuriyetleri bu konuda kesinlikle taviz vermediler ve bağımsızlık duygusunun konunun üstesinden geleceğini ispatlayan plebisitler organize ettiler. 1991'in başlarında Gorbaçev'in Kızıl Ordu'yu Litvanya'ya gönderme kararı sonun başlangıcı oldu. Bir tarafta radikaller ve geri çekilenler, diğer tarafta ordu ve KGB'nin sıkıştırmalarıyla Gorbaçev'in pozisyonu giderek daha da savunulmaz bir hal aldı. Bu noktada bir rakip doğdu; Moskova Komünist Partisi'nin alaşağı edilmiş başkanı ve 1992'de Rusya Cumhuriyeti devlet başkanlığı seçimlerini kazanan Boris Yeltsin.

   Bu arada, KGB, ordu ve partideki muhafazakarlar, giderek artan bir korku içinde, ülkedeki değişimi (kendi durumlarıyla beraber) durdurma konusunu düşünerek beklemekte ve hızlı bir şekilde harekete geçmek istemekteydiler. 19 Ağustos 1991'de Gorbaçev Kırım'da tatildeyken SSCB Acil Durum Komitesi tarafından bir ihtilal yapıldı; Gorbaçev'in pozisyonu tamamen elinden alındı, darbeye karşı direniş ve muhalefet gösteren Boris Yeltsin çok güçlendi. Gorbaçev'in SSCB'yi kurtarma adına yaptığı son çabalar, 1991'in geri kalan aylarını konumlarını sağlamlaştırma ve Sovyetler sonrası için bir taslak çizme çabalarıyla geçiren cumhuriyetlerin liderleri tarafından boşa çıkarılmıştır. 1991 Ekim ayı sonunda sekiz cumhuriyetle bir ekonomi anlaşması ve Aralığın ilk haftasında da Rusya, Belarus ve Ukrayna'nın katıldığı ve BDT'nin temellerini oluşturan üçlü bir anlaşma imzalandı.

  

   Sovyetler Birliği'nin Dağılmasından Sonra
   Sovyetler Birliği'nin sona ermesi ve Gorbaçev'in görevinin bitmesi ile Yeltsin Rusya Federasyonu'nda gücünü sağlamlaştırmaya başladı. Sovyet ve Rus Komünist Partileri feshedildi. Yeltsin 1991 Ekim ve Kasım ayları boyunca Rusya için yeni bir bakanlar kurulu ve köklü bir ekonomik program uygulama yoluna gitti. Bu program, eski komünist ve muhafazakar milliyetçilerin işbirliği ile, 1989'da Gorbaçev tarafından kurulmuş olan sözde seçilmiş meclis
Halkın Vekilleri Kongresi tarafından büyük bir muhalefet gördü. Devlet başkanı ve Kongre arasında devam eden mücadele 1993'te Yeltsin'in Kongre için yeni seçimlerin yapılacağını ilan etti. Karar, 1993 Ekimi'nin ilk haftasında Kongre taraftarlarıyla Yeltsin'e bağlı güvenlik kuvvetleri (çoğunlukla ordu birlikleri ve içişleri kuvvetleri) arasında sokak savaşlarına sebep oldu. Meclis binası Beyaz Saray -Yetsin'in sadece iki yıl önce ihtilalcilere karşı ilk direnişini yaptığı yer- kuşatma altına alındı. Yeltsin yanlısı güçler galip geldi. Yeltsin, pozisyonunun güvenlik altına alınmasıyla, şimdi, daha güçlü devlet başkanlığı yetkileri ve iki meclisli parlamento imkanı sağlayan yeni bir anayasa  hazırlayabilecekti -Aralık 1993'te ulusal referandum yapılmıştır-. Bu yeni model ağırlıklı olarak Amerikan ve Fransız örnekleri üzerine bina edilmişti. Yasama organı Duma'nın yetkileri sıkı bir şekilde sınırlandırılmıştı.

   1993'ten beri en istikrarlı başarıyı gösteren parti, 1992 Kasımı'nda yasağı kaldırılan ve tekrar kurulan Gennady Zyuganov başkanlığındaki Komünist Parti'dir. Bunun yanında milliyetçi bir sağ kanat partisi olan ve Vladimir Jirinovsky tarafından yönetilen Liberal Demokrat Parti 1990'ların ortalarında kısa bir dönem çıkış yapmış fakat daha sonra tekrar zayıflamıştır. Duma ile başkanlık arasındaki mücadele devam etmiş ve 1995'te Çeçenistan'da savaş felaketinin ortaya çıkmasıyla yoğunlaşmıştır. 1996'da yapılacak olan başkanlık seçimleri Yeltsin'i makamından kaydıracak gibi görünüyordu. Rusya son beş yıl boyunca çok değişmişti. Komünist Parti'nin yayılmacı etkisi yerini rekabete giren güç merkezlerine bıraktı: Güvenlik kuvvetleri; askeriye ve beraberindeki sanayi kompleksleri; sözde oligarşiler, reform programı sırasında devletin kontrolü kaybettiği sıralarda ekonominin önemli bölümlerinin kontrolünü sağlamayı başaran güçlü iş yöneticileri; ve son olarak kendi topraklarını çok uzaklardan ve Moskova'nın çok az müdahalesiyle kontrol eden bölgesel liderler (Bunun en açık örneklerinden biri eski popüler general, Sibirya Krasnoyarsk oblastını yöneten Aleksandr Lebed'dir. Bu unsurlar arasındaki karışık ve sapkın işbirlikleri şimdi ülkeyi kontrol etmekteydi. Ülkeyi yöneten sınıf zenginleştikçe zenginleşirken, halkın çoğu ekonomi kötüye gittikçe daha çok acı çekiyordu.

   Yeni yönetimin gücünü gösteren en göze çarpan örnekler, ekonomik gerilemeye sebebiyet verme ve giderek artan tutarsız kişilik suçlamalarına (sağlıksızlık ve alkoliklik gibi) maruz kalan Yeltsin'in kaybetmesi beklenen 1996 başkanlık seçimleriyle beraber ortaya çıktı. Bununla birlikte, kilit medya oligarşileri ile işbirliğinin sağlanmasıyla (özellikle en büyük medya kuruluşlarının sahibi olan Boris Berezovsky), Yeltsin'in şansı bütün muhalefet adaylarını saf dışı edecek şekilde yükseltilmiştir. Komünist lider Gennady Zyuganov'un ona yakın oy toplamasıyla Yeltsin yarışı kazanmış oldu. Yeltsin, sağlığının giderek bozulmasıyla, ataması Duma'nın onayına bağlı olan başbakanına daha çok güvenmek zorunda kaldı. 1993'ten 1998 martında Yeltsin tarafından azledilinceye kadar Viktor Chernomyrdin beş yıllık süre içinde yegane varlıktı. Yerine Yeltisn tarafından 35 yaşında bir ekonomist atandı. Beş aylık bir süre bu siyasi açmazın onun yapabileceklerinin ötesinde olduğunu göstermeye yetmiş ve Ağustos'ta o da görevden alınmıştır. Yeltsin'in Chernomyrdin'i tekrar görevlendirmesine rağmen Duma onu tekrar onaylamayı reddetti. Nihayet kıdemli bir asker diplomat olan, 1991 Körfez Savaşı'nda Irak'la yapılan anlaşmalarda görev alan ve daha sonra da KGB'nin dışişleri sorumluluğunu almış olan bir aday, Yevgeny Primakov üzerinde anlaşıldı.

   Primakov da Yeltsin tarafından herhangi bir gerekçe gösterilmeden ve uyarılmadan görevden alınıncaya kadar bir yıla yakın görevde kalmaya devam etti. Yerine başka bir eski ajan, KGB'nin içişlerinden (şimdi federal güvenlik servisi olarak bilinen FSB) sorumlu olarak görev yapmış Vladimir Putin getirildi. Meşum kökenine rağmen Putin maharetli bir yönetici olduğunu ispatladı: 1999 Aralık ayında yapılan Devlet Duma seçimlerinde, sadece iki ay önce kurulan hükümet yanlısı "Birlik" Partisi, Komünist Parti'nin ardında ikinciVladimir Putin olarak yerini aldı. Putin'in artan popülaritesinin asıl sebebi İkinci Çeçen Savaşı'nın başlamasıydı. Rusya Federasyonu homojen bir yapıdan yoksundur ve 16 özerk cumhuriyet ve 30 özerk bölgeyle beraber 100 ulusu bünyesinde barındırmaktadır. Bu sayının çokluğu ve özellikle Müslüman çoğunluğun yaşadığı Güney Kafkasya bölgesi Moskova hükümetinin başının ağrımasına sebep olmuştur. 1991 ve 1992'de Kuzey Osetya ve İnguşetya'da savaş patlak vermiş ve Dağıstan ve Başkurdistan özerk bölgelerinde gerginlikler yaşanmıştır. Bir milyonluk nüfusuyla en geniş bölgelerden biri olan Tataristan'da 1992 Martı'nda yapılan bağımsızlık referandumuyla % 61 lehte oy toplanmıştır. Fakat bunlar arasında en ciddi olanı Ruslar'ın Çeçen ayrılıkçı hareketini engellemeye çalıştıkları Çeçenistan'dır. (Rus-Çeçen tarihini tamamen savaşlar ve geniş çaplı zulümler kaplar. 1944'te Almanlar'la işbirliği yapan Stalin, neredeyse nüfusun hepsini zorla Kazakistan steplerine sürmüştür. Çeçenlerin binlercesi yaşam mücadelesi verdi. Nihayet Krushchev bu insanlara haklarını iade etti ve yurtlarına geri dönmelerine izin verdi.) 1994'te geniş çaplı bir savaş başladı ve 1996 Ağustosu'nda ateşkes ilan edilinceye kadar devam etti. Çeçen gerilla savaşçıları konvansiyonel birlik oluşumlarına ve Ruslar tarafından konuşlandırılan mühimmata karşı bir mücadeleden daha fazlasını yaptılar ve binlerce kazazede (daha önce de olduğu gibi daha çok siviller arasından) ve hesapsız maddi kayıplar verinceye kadar aralıksız savaştılar. 1996 Ağustos kayıtlarına göre Çeçenistan'ın son resmi statüsü 2001 tarihine kadar ertelenmiştir. Bu zamana kadar Çeçenistan resmi ordu komutanı Aslan Mashadov'un devlet başkanlığında bağımsız kabul edilmektedir. Bununla beraber Moskova'ya göre bu yenilgi utanç vericiydi ve her iki tarafın da öç almak ve birbirlerini sınamak için yaptıkları bir savaştı.

   Öncekilerden daha hırslı ve saldırgan biri olan Putin'in atanması, ayaklanma olan bölgelerde ordu tarafından yapılacak olan yeni uygulamaların habercisi oldu. 1999 Ekimi'nde Moskova'da apartmanlarda bir çok kişinin ölümüne ve pek çok maddi zarara sebebiyet veren bir dizi bombalama olayları şaibeli bir biçimde Çeçenlerin suçlanmasında bahane olarak kullanıldı. Bu olaydan Çeçen ayrılıkçılarını sorumlu tutan hükümet vakit kaybetmeden ayaklanma bölgelerine saldırı düzenlemeye başladı. Kampanyayı gerilla muhalefet kuvvetlerine karşı, başkent Grozni'yi yok eden ve diğer şehirleri de enkaz yığını haline getiren Rus güçlerinin üstün gelmesi karakterize eder. Daha önce olduğu gibi savaş süreci yavaş ve dolambaçlıydı. Kitle imha silahlarının sistematik olarak kullanımı ve ağır silahlarla yapılan hücumlar izne bağlıydı ancak 2000 yılının ilk aylarında Rusya, ulusal ve uluslararası protestoları dikkate almayarak Çeçenistan'ı tamamen boyunduruğu altına almış oldu. Dağlardan gerilla saldırılarına devam eden savaşçılar ile Çeçenler'in stratejisi Rusya'yı mümkün olduğu kadar uzun süre denge dışı tutmaktır. Putin bu olayla beraber çok puan topladı ve böylece Yeltsin de nihayet, keyifsiz olduğu açıkça görülen başkanlık koltuğunu başkasına devretmek gerektiğini hissetti. Keyifsiz başkan yeni yılın başında emekliye ayrıldığını açıkladı. 2000 Martı'na ayarlanan başkanlık seçimlerinde Putin'in oyların % 50'sini alarak ilk turu alması biraz sürpriz oldu. Bastırılmış Çeçenya problemi çözülmediği takdirde Putin dikkatini Rusya'nın bozuk siyasi ve ekonomik yapıları üzerine yoğunlaştıramayacaktı. Bunun ilk belirtileri arasında Putin'in birçok hükümet tarafından benimsenen geniş özerklik uygulamasını kısıtlamayı önermesi gösterilebilir. Putin'in yakın ilişkiler içinde bulunduğu (FSB) federal güvenlik servisinin büyük bir rol ile görevlendirildiği de gayet açıktır. Ülke dışında Putin'in en büyük problemi, batıda hükümetin puan toplamasını sağlamak ve destek bulmaktır ve buna dayanarak finansal kaynak bulacağını ummaktadır. Daha geniş açıdan bakıldığında Güvenlik Konseyi'ne sürekli üyeliği Rusya'ya üst seviyede ses getirmektedir, fakat bir zamanlar etkisinin yoğun olduğu dünyanın pek çok bölgesinde -örneğin Orta Doğu ve Afrika- ağırlığı göz ardı edilmektedir. Yeltsin dönemi boyunca Ruslar Putin'den ve yeni başbakanı Mikhail Kasyanov'dan daha çok şey beklemişlerdir.

 

 

 

Rusyadayiz.biz Bar

 

 

www.rusyadayiz.biz © 2004-06 / erkin@rusyadayiz.biz
Designed by Platin Design Studios
- Hosted by PlatinHost